Her deprem “insan” olmaya bir çağrıdır

blank

TEODORA DONİ
Her deprem “insan” olmaya bir çağrıdır
 
Van depreminin ardından başlayan arama kurtarma çalışmalarından ekrana yüzlerce görüntü yansıdı. Bunlardan biri var ki günlerdir gözümün önünde dönüp duruyor. Oldukça heybetli bir erkek, bir enkazın başında, hem çaresizliği hem umudu anlatan bir ifade bütün yüzünü kaplamış ve güvenlik görevlilerini neredeyse hiç duymuyor gibi durmadan Fatoş, kızım diye bağırıyordu. Arada bir de Gül diye bağırıyordu. Bir kaç saniye sonra anladım ki Gül, eşinin adı.

Evet, bu birkaç dakikalık görüntü öyle sanıyorum ki uzun yıllar zihnimden çıkmayacak. Enkaz altında kalanların hepsi için olduğu gibi Gül ve Fatoş için de inşallah kurtulurlar diye çok dua ettim. Gül ve Fatoş enkazdan sağ olarak çıktı mı bilemiyorum, öğrenemedim, inşallah kurtulmuşlardır.

Fatoş’un babası ve Gül’ün eşi olan o erkeğin, eşinin ve kızının kurtarılması için nasıl çırpındığını izlediğim o görüntüler beni hem çok şaşırttı hem çok duygulandırdı. Çünkü kadına yönelik şiddetin sürekli gündemde olduğu, medyada bu konuda haberlerin yer almadığı neredeyse bir günün bile olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Dahası erkek egemen toplum, kadına yönelik şiddete karşı ses çıkarmadığı gibi böyle bir deprem felaketinde bile eşi ve kız çocuğu için endişelenen, onları kaybetme korkusunu belli eden erkeği ayıplıyor, yadırgıyor. İşte böyle bir genel tabloya oldukça aykırı olan o görüntüleri izlediğimde bir erkeğin yüreği sevgi dolu bir baba ve eş olabildiğine ve bu sevgiyle eşinin ve kız çocuğunun kurtarılması için nasıl çırpındığına şahit oldum ki şaşırmamak da duygulanmamak da mümkün değil.

Umuyorum ki böyle hisseden, böyle davranan erkekler çoğalır. Evet, ülkemiz deprem kuşağında ve bunu değiştirmek mümkün değil. Tek yapabileceğimiz sadece önlem almak ve hazırlıklı olmak. Peki, her an her saniye babalarından veya eşlerinden görecekleri şiddet korkusuyla yaşayan kadınların ve çocukların ruhlarını sarsan depremin de değiştiremeyeceğimiz fay hatları var mı? Elbette yok ve bu durum kadınların ve çocukların kaderi olmamalı artık.

Van'daki deprem hakkında günlerdir yazılıp çiziliyor. Açıkçası yazılacak pek bir şey kalmadı gibi ama depremden beri zihnimi meşgul eden  bir iki hususu yazmadan geçemeyeceğim. Endişe de diyebilirsiniz buna rahatsızlık da…

Mübarek Ramazan'da hepimizi sarsan Somali'deki açlık için ülkemizdeki insanlar hakikaten büyük bir çaba gösterdi ve bildiğim kadarıyla yardımlar aynı şekilde devam etmese de şimdi de Kurban Bayram'ı dolayısıyla Kurban kampanyaları gündemde.  Somali için kampanyalar başladığında ben de bir iki kez yazdım ve özellikle vurguladım yardımseverlerin yaptıkları yardımların akıbetini takip etmeleri de çok önemli diye.  Şimdi aynı hassasiyet depremden zarar gören Van’daki kardeşlerimize yapılan ve yapılacak yardımlarda da gösterilmeli.

Bir de yardımlar tam anlamıyla yürekten bir paylaşmaya dayanmalı. Bu dediğim gıda yardımından giyim yardımına kadar her türlü yardım için geçerli. Nasılsa gider olarak gösterilebilecek, vergiden düşülebilecek diye yalnızca bu yüzden yapılan para bağışları gibi nasılsa eskidi ve kullanılmıyor diye yalnızca bu yüzden yapılan giyim yardımlarının da bir hayrı olmaz kimseye. Acılarımız ve sevinçlerimiz gibi mal varlıklarımızı da yürekten paylaşmalıyız birbirimizle, ben böyle düşünüyorum. Hele bir de kirli giysiler gönderenler yok mu evinden çöp atarcasına, onlara diyecek söz bulamıyorum.

Yetki ve sorumluk merciinde olanların depremden sonra söylediklerine ise diyecek hiçbir söz bulamıyorum.

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, “Potansiyelimizi görmek istediğimiz için dışarıdan yardım kabul etmedik” demiş.

Kızılay başkanı, “Biz geç kalmadık, Başbakan erken gitti” demiş.

Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Erdik, “Bizim ilk belirlememiz 6.6 şiddetindeydi. ABD Jeoloji Enstitüsü'nün 7,2’lik açıklamasının ardından yaptığımız çalışmalar neticesinde bizim de tespitimiz 7,2’dir” demiş.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Deprem vergileri, sağlığa, duble yollara, demir yollarına, hava yollarına, çiftçiye ve eğitime harcandı” demiş.

Sadece bu açıklamalara bakıp asıl depremin zihinlerde olduğunu, hala geçmişten ders alınmadığını söylersek haksızlık etmiş olur muyuz?

Ya bazı televizyon kanallarında birilerinin ırkçı söylemlerine ne demeli.  Van’a yardım yerine kargoyla taş gönderen taş yüreklilere ne demeli. Zihinler nasıl bir deprem yaşadı da böyle oldu, niçin diye düşünmek yerine “oh olsun” diyenlere ne demeli.

Onlar ne derse desin, ben depremde hayatını kaybedenlerin mekânı cennet olsun diyorum. Yaralılara da Allah’tan acil şifalar diliyorum.

Şükür ki, bu toprakların “insan”ları her depremle birlikte daha çok birbirlerine sarılıyor, daha çok kenetleniyorlar.

Çünkü biliyorlar ki her deprem, bu dünyanın faniliği, Hay’dan gelen Hû’ya gider” sözünün hakikati gibi birçok hatırlatmanın yanında öncelikle, tam anlamıyla “insan” olmaya bir çağrıdır, bütün insanlara, tıpkı bayramlar gibi ve şimdiden Kurban Bayramımız mübarek olsun.
 
31 Ekim 2011 Pazartesi / Yeni Şafak

 

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir