Kaddafi ve linç, devrim ve bilinç

TEODORA DONİ Kaddafi ve linç, devrim ve bilinç

TEODORA DONİ
Kaddafi ve linç, devrim ve bilinç
 
"National Geographic'den Don Belt'in 2009'da yayınladığı bir röportajda, Beşar Esad, 2000 yılında, babası Hafız Esad'ın ölümünden kısa bir süre sonra, babasının odasına hayatında ikinci kez girdiğini itiraf eder. İlki henüz 7 yaşındayken. Esad'ın o yıllardan aklında kalan, babasının masasının hemen yanında bulunan bir kolonya şişesidir. 27 yıl sonra, 34 yaşında odaya ikinci kez girip o şişeyi yerinde bulduğunda Beşar Esad hayretler içinde kalır…
 
O, yeri hiç değişmeyen, hatta dokunulmayan kolonya şişesi, Suriye için iyi bir benzetme görevi görür aslında. Suriye de, tam 40 yıl boyunca, tıpkı o kolonya gibi bir kenara bırakıldı, tüm hayalleri ve umutları ile bir rafa kaldırıldı ve unutuldu… Şimdi, yıllar sonra ilk kez, diğer bir Suriye beliriyor gözlerimizin önünde ve bize o Suriye'nin, o kolonya şişesi gibi sonsuza dek bir kenarda tutulamayacağını hatırlatıyor."
 
Bu satırlar, Suriye eski Devlet Başkanı Nureddin el Attasi'nin oğlu Muhammed El Attasi’nin New York Times için kaleme aldığı ve birkaç ay önce Feyza Gümüşlüoğlu çevirisiyle Timeturk’te de yayınlanan “40 Yıl Sonra Suriye” değerlendirmesi yaptığı yazısından.
 
Aslında Sayın Muhammed El Attasi'nin dediği gibi o şişe orada unutulmamıştı tam tersine zulüm sisteminde kimsenin en ufak bir değişikliğe yeltenemeyeceği, basit bir şişe kolonyasının bile yerinden oynatılamayacağı anlatılıyordu bununla.
 
Ki sistemde en ufak bir değişiklik isteğinde bulunmaya yeltenenlere, buna cesaret edenlere çok ağır bedeller ödetildiğini geçmişe baktığımızda hemen görebiliyoruz, hem sadece Suriye’de değil, benzer diğer ülkelerde de…
 
Peki, 27 yıl sonra o kolonya şişesinin hiç dokunulmamış olarak hala aynı yerde olduğunu gören Beşar Esad’ın hayretler içinde kalmasına ne demeli. 2 yıl önce 2009 yılında yapılan bir röportajda bunu söyleyen Esad bu konuda şimdi ne düşünüyor acaba. Hayretler içinde midir hala.
 
Ben kendi payıma Esad’ın da muhalif Suriyelilerin de Baas rejimi yıkılsın diye büyük bir titizlikle(!) çaba harcayan Türkiye’deki insanların da olup biteni doğru yorumlayamadığını düşünüyorum.
 
Bunu anlamak ve  bütün mazlumlar coğrafyasındaki insanların nasıl büyük bir yanlış algılama içerisinde bırakıldığını görmek için sadece Kaddafi'nin linç edilerek öldürülmesi karşısında verilen tepkilere bakmak bile yeterli.
 
O linç görüntüleri karşısında intikam hırsının bir mazlumu nasıl bu kadar zalimleştirebildiğinin şokunu yaşayan adalet duygusunu yitirmemiş vicdan sahibi çok az insan dışında ne yazık ki birçoğu bu Kaddafi’ye az bile, darısı Esad’ın başına dedi. Ki o vahşice linçi bir de tekbir eşliğinde yapanların Müslüman olamayacağını düşünerek belki kendi vicdanlarımızı rahatlatabiliriz ama onları Müslüman olarak kabul edenlere ne diyeceğiz. Kaddafi’nin linç edilirken ve daha sonra cesedi morgda bir şenlik havasında teşhir edilirken çekilen görüntüleri seyreden dünya kamuoyunun Müslümanlar hakkındaki algısının ne yönde nasıl vahim bir oranda değiştiğini söylemeye gerek yok. Bu linç olayından daha da çok Müslümanlara bu kadar zarar verebilecek başka ne olabilir doğrusu düşünemiyorum.
 
Evet, sıra Esad’da ve Suriye’de olanları endişeyle izliyor, gün geçtikçe içimizi daha çok acıtan gelişmelere tanık oluyoruz. Büyük oyunun yeni aşamaları bunlar ve oyun kurucular Libya’ya yapılan uluslararası müdahalenin bir benzerini Suriye için de gerçekleştirmenin ve bunun için de şartların olgunlaşma sürecini hızlandırmanın gayretinde. Tabii bu arada muhaliflerin heyecanını diri, gösterilerini canlı tutmak gerektiğini de unutmuyorlar ve Kaddafi’nin linç edilerek öldürülmesi de birilerinin dediği gibi Esad gibilere gözdağı vermek için değil daha çok meydanların nabzını yükseltmek için. Tabii bir de Wall Street Gösterilerinin de bu sayede durduğunu ve unutulduğunu da göz ardı etmemek lazım.  Böylece Wall Street Gösterilerini yapanlara da “bakın görün işte biz bu vahşilerle uğraşıyoruz siz Wall Street’li  sosyal aktivitelerinizi rahatça yapabilesiniz diye, sizin sorunlarınızın asıl nedeni bu vahşiler, kapitalist sistem değil” demiş oldular.
 
Böyle bir taşla bir değil iki değil epey kuş vurmanın hesabı yapıldığı için Türkiye’yi Suriye ile karşı karşıya getirmeye ve büyük bir savaşın içine sokmaya yönelik “oyun içinde oyunlar” da artık art arda sahneye konuluyor.
 
Türkiye’deki bazı insanlar da Suriye’yi de Libya’ya benzetmek için ellerinden geleni yapıyorlar ve kendileri gibi düşünmeyen Türkiyeli Müslümanları da çeşitli ithamlarla ve mevcut Türk Dış Politikasına karşı bir tutum içerisinde olmakla suçlayıp bir yerlere kaba tabirle gammazlamaktan da geri kalmıyorlar.
 
Ben şimdi sormak istiyorum bu insanlara. Bunları gerçekten kardeşlik, zulme karşı durmak, mazlumlardan yana yer almak adına mı yapıyorlar yoksa “gücün yeni merkezinde yer almak” için mi? Şimdi bu da ne,  ne demek gücün yeni merkezi diyenler olmaz herhalde. Çünkü şimdilerde ticaretten siyasete kadar her alanda bu söylem var. Yani  “gücün yeni merkezinde yer almak” bugünlerde oldukça popüler bir cümle olarak dönüyor dillerde. Bilinçler buna endeksli, linç bile bunun için belki de…
 
Bir de Tunus’da, Mısır’da, Libya’da devrim olmadı diyenler ahmaktır deniliyor. Şimdi “O ahmaklardan biri de benim” desem yanlış anlaşılmam umarım. Umarım dedim çünkü bilinçten bilince epey fark var da…
 
24 Ekim 2011 Pazartesi / Yeni Şafak

Kaddafi ve linç Kaddafi ve linç Kaddafi ve linç

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir