“Her yiğidin bir yoğurt yiyişi”

blank

TEODORA DONİ
“Her yiğidin bir yoğurt yiyişi” 
her Yeni Şafak yazarının ayrı bir deyişi vardır
 
Hayda, bu başlık da ne, nereden icabetti, dediğinizi şimdiden duyar gibiyim.

Evet ya, sahi ben niye attım bu başlığı.

Biraz düşüneyim…

Tabii ki ya, olabilir, bilinçaltıma yerleşti galiba.

Hadi itiraf edeyim.

Salih Tuna’ya özendim desem…

Biraz da Ayşe Böhürler’e…

Ve Ayşe Böhürler gibi  “kızmaca yok” diyerek başlıyorum, her ne kadar kendisine kimse kızmayıp, genel yayın yönetmenimiz Yusuf Ziya Cömert dışında bana herkes kızsa da. Şimdiye kadar hiçbir yazımdan sonra beni arayıp maaşına(!) zam işine son demedi, inşallah bu yazımdan sonra da demez. Yine de böyle bir ihtimale karşılık, acaba ben de Ali Murat Güven gibi “soyadı gibi- alicenap bir ağabey” desem bu ihtimali bertaraf etmiş olur muyum?

Neyse, sadede gelelim, yani başlığımıza… Ne demiştim, Her yiğidin bir yoğurt yiyişi, her Yeni Şafak yazarının ayrı bir deyişi vardır.

Ben bu deyişlerin en öne çıkanlarından birer örnek vermekle yetineceğim. Bu arada biraz Molla Kasım’lık yapar ve de sürçü lisan edersem affola.

Evet, başlıyorum, tabii öncelik hanımlara ki Yeni Şafak kadın yazarlarının ben hariç hepsi nokta atışında kesinlikle çok iyiler, hedefi ıskaladıkları görülmemiştir, hep tam isabet.

Sadece Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun  “dedikoducu Amerikalılar”, “İktidarım geldi kim tutar beni, çılgınlığı içinde bastığı yeri görmeyen CHP'liler;” “Avrupa Birliği ülkeleri de "gizli Müslüman" olarak kodlanmaktan korktukları için güya çekimser kaldılar. Çekinmelere doymasınlar inşallah” deyişlerine bakarak bunu anlayabilirsiniz.

Tabii Ayşe Böhürler’in özellikle “Locadan” “Yetti gari”, “Arkadan bıçaklayan, hain, Brütüs hakaretlerin bini bir kuruş” deyişlerini unutmamak lazım.

Özlem Albayrak’tan da “Ortadoğu'da böylesi bir puslu hava kime yarar? Bildiniz; ABD'ye efendim” gibi deyişleri hatırlayanlar bana hak verecektir.

Hanımlardan bu kadar yeter şimdilik, gelelim beylerin deyişlerine…

Öyle sanıyorum ki şimdi tüm okuyucular öncelikle Salih Tuna ile başlamamı bekliyor…

Şimdi ben bu beklentiyi boşa çıkarır mıyım hiç.

Evet, Salih Tuna ve öncelikle “Şinasi”ye seslenişleri aklıma gelmişken hatırlatmadan edemeyeceğim, siz siz olun aman Şinasileşmeyin, Şinasileştiğiniz anda onun görüş sahasına menziline girersiniz ve başınıza ne geldiğini, dövüldüğünüzü mü sevildiğinizi mi anlayana kadar iş işten geçmiş olur.

Salih Tuna’nın deyişiyle “Ben bunu bilir, bunu söylerim.”

“Haa, derseniz ki;…” “Şuncağız da aklınızın bir köşesinde bulunsun” “Cevap hakkına saygı duyduğum için şekli şemailine kadar aynen aktardım ama bu son olsun.” “Hayır yani, dünkü yazımdan hareketle Ahmet Hakan "Ben kulplu beygir değilim", Ruhat Mengi de "Ben düdüklü tencere değilim" diye açıklama gönderirse ben ne yaparım!” gibi deyişlerle insanı gülümseten şaşırtan Salih Tuna her defasında mutlaka ama mutlaka sonuna kadar okutturuyor her yazısını.

Daha birkaç satır yerimiz var ama şimdi bu birkaç satırlık yeri (sakın aklınıza kesici aletler gelmesin yazı satırından bahsediyorum), evet bu birkaç satırlık yeri hangi yazar beyimiz için ayıracağımı şaşırdım.

İbrahim Karagül için deseeeem mi, demesem mi?

Dedim gitti vallahi.

İşte uluslararası ilişkileri sorgulayan, yorumlayan İbrahim Karagül’ün özellikle yazı bitirişlerinde kendine has deyişlerinden birkaç örnek: “Bu dosya çok büyüyecek.”. “Peki, bu merkez neresi? Çok önemli bu… İz sürmeye devam…” “Füze Kalkanı, büyük projenin sadece bir parçası… Onlar insanlığı rehin almaya hazırlanıyorlar…” “Yazık, çok yazık gerçekten… Dostça bir tepki bizimkisi… "Siz kurdunuz siz batırın" demekten başka söz kalmadı geriye…”

Anamadıklarımızı belki bir gün başka bir yazıda anarız inşallah.

Hakan Albayrak’la bitirelim bugün: “Ettekraru Ahsen Velevkane Yüzseksen.” “Tartışma bitmiştir!”

6 Aralık 2010 Pazartesi / Yeni Şafak
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir