“Vefa” ve “Halklararası Dayanışma”

TEODORA DONİ  “Vefa” ve “Halklararası Dayanışma”

TEODORA DONİ 
“Vefa” ve “Halklararası Dayanışma”
 
Giuseppina Pasqualino di Marineo isimli İtalyan bir kadın, 31 Mart 2008’de Türkiye’de tecavüze uğrayıp öldürüldü. Bu bilgi muhtemelen birçok insan için bir şey ifade etmiyor çünkü sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde ne yazık ki bu tarz olaylar her gün oluyor ve yine ne yazık ki en çok kadınlar ve çocuklar şiddete ve tecavüze maruz kalıyor.
 
Giuseppina Pasqualino di Marineo, “Pippa Bacca'' olarak tanınan İtalyan bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan arkadaşı “Silivia Moro” ile birlikte dünyanın her yerinde yaşanan zulümlere ve barış özlemine vurgu yapmak, dünyaya seslerini duyurmak üzere bir eylem tasarladılar. İnsan masumiyetinin, saflığının, yeni bir hayata başlamanın sembolü olan beyaz gelinlikleri giyerek Milano’dan yola çıktılar. Planladıkları yoluculuk güzergâhında Slovenya, Hırvatistan, Bosna, Bulgaristan, Türkiye, Suriye, Lübnan ve Filistin vardı. Balkanları aşıp Türkiye’ye geldiler. Burada birbirlerinden ayrıldılar. Pippa Bacca arkadaşı Silivia Moro’nun aksine yola devam edemedi çünkü az önce de dediğim gibi Türkiye’de tecavüze uğrayıp öldürüldü.
 
Belki medyadan takip edenler oldu, geçtiğimiz hafta sonu Cumartesi akşamı Ankara’da Kocatepe Kültür merkezi’nde “İnsan Hakları Gecesi” vardı ve ben de oradaydım. Mazlumder’in düzenlediği, artık geleneksel hale gelen gecede her yıl olduğu gibi yine birçok dalda ödül verildi ve “Halklararası Dayanışma” ödülünü Pippa Bacca adına annesi Elena Teresa Maria aldı.
 
Elena Teresa Maria hanımefendi ödül töreni için geçen hafta sonu Türkiye’ye geldi ve karşılayanlardan biri bendim. Çok önceden haberdar edildim ve arkadaşlar karşılayanlar arasında olmamı rica ettiler ki bu rica benim zor birkaç gün geçirmeme neden oldu. Acılı bir anne, İtalyanca dışında hiçbir dil bilmiyor. Kızının Türkiye’de öldürülmesinden dolayı bütün bir ülkeyi ve özellikle de son yıllarda dünyada şiddeti İslam ile özdeş gören bir bakış açısıyla bütün Müslümanları suçlayabilir diye endişe etmiştim.
 
Ancak, Elena Hanım gerçekten beni çok şaşırttı, olanları hep büyük bir olgunlukla karşılamış ve sadece kızının, Pippa Bacca’nın adını yaşatmak, onun dünyaya iletemediği mesajı iletmek için çaba harcıyor. Cuma akşamı kendisini otele bıraktığımızda, ertesi gün ödül töreni akşamına kadar bir başına ne yapacak diye tedirginliğimi muhtemelen hissetmiş olacak ki ”Ben Pippa Bacca’nın annesiyim, endişelenme, başımın çaresine bakarım, daha önce de Türkiye’ye geldim, bu ülke benim için yabancı değil” dedi.
 
Sadece şöyle bir yakınması oldu: “Yolda kalanlara, yardıma muhtaç insanlara, ezilenlere dikkat çekmek amacıyla otostop yaparak yolculuğuna devam eden Pippa Bacca katilini tam 45 dakika yolda bekledi. Bu süre zarfında katilden önce birileri durup onu alabilirdi ama hiç kimse durmadı, bu olay bizim için bir işaret, insanlar da artık yardıma muhtaç insanlara daha duyarlı olmalı.”
 
Ödül töreninde, kızı adına ödülü Mazlumder Genel Başkanı Sayın Faruk Ünsal’dan aldıktan sonra yaptığı konuşmada da bu cümleleri tekrar etti ve Pippa Bacca’nın mesajını da iletti. Hatırımda kaldığı kadarıyla “Her şeyi, bizleri yöneten insanlara bırakmamalıyız, insanlar bireysel olarak da sorumluluk alıp dünyanın daha yaşanabilir bir yer olabilmesi için elinden geleni yapmalı” dedi ki konuşmanın en can alıcı cümleleriydi bunlar. Ayrı bir mesajı olmadı, Mazlumder’e ve Türkiye’deki insanlara Pippa Bacca’yı unutmadıkları ve ismini yaşatmaları için katkıda bulundukları için teşekkür etti ve gitti…
 
Mazlumder o gece birçok dalda ödül verdi, ödül alanların hepsi gerçekten çok değerli insanlar ve dünya daha yaşanabilir bir yer olsun diye mücadele ederken kimi Pippa Bacca, Avukat Sedat Özevin gibi hayatını kaybetti kimi Uğur Süleyman Söylemez gibi hala yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor. Her birini burada ayrı ayrı anlatabilmem mümkün değil, zaten bu insanlar da isimlerinden söz edilmesi için değil bir soruna dikkat çekmek, çözümüne katkıda bulunmak için mücadele ettiler, ediyorlar. Bunlardan biri de “Vefa” ödülü verilen yazar Şule Yüksel Şenler hanımefendi ki başörtüsüne özgürlük mücadelesinde ilk akla gelen isimlerden.
 
Türkiye’de uzun yıllardır devam eden bu mücadelenin mensupları, başörtüsü yasağı mağdurları artık "eskiden ‘öteki’ idik, şimdi öteki'nin de 'öteki'siyiz!" anlamında cümleler kuruyorlar, ne yazık ki doğru ve bu hem şimdiki durumu, gelinen noktayı hem de mücadelenin zorluğunu açıklayan bir cümle. “Erkek egemen toplum, daha nereye kadar” başlıklı yazımda “…konu artık bildiğimiz başörtüsü yasağı sorunu olmaktan çoktan çıktı ve bambaşka boyutlara taşındı..” derken de işte bu “öteki’nin de öteki’siyiz” durumuna dikkat çekmek istemiştim.
 
Kadınlar için cemiyetleşme hayalinin mümkün olmadığı bir dönemde, başörtüsünün kitleselleşmesine öncülük eden Şule Yüksel Şenler,  ödülünü almak için hava muhalefetinden ve biraz da sağlık sorunlarından dolayı Ankara’ya gelememiş, geceye ancak telefonla katılabilmişti.
 
Şule Yüksel Şenler ismi benim hafızamda daima kısa bir süre önce aramızdan ayrılan Yücel Çakmaklı ismiyle birlikte yer aldı. Bilmeyenler için söyleyeyim Yücel Çakmaklı, Şule Yüksel Şenler’in “Huzur Sokağı” romanını “Birleşen Yollar” adıyla sinemaya uyarlayan yönetmen. Evet, Şule Yüksel Şenler hanımefendi geceye telefonla da olsa katıldığı için ve en azından sesini duyabildiğimiz için benim gibi salonda bulunan herkesin çok mutlu olduğunu düşünüyorum.
 
Özellikle gençlerin yoğun katılımı da beni hem çok şaşırttı hem çok mutlu etti.
 
“Kuşkular ülkesinin başkentinde” güzel bir geceydi.

13 Aralık 2010 Pazartesi / Yeni ŞafaK
Vefa ve Halklararası Dayanışma Vefa ve Halklararası DayanışmaVefa ve Halklararası Dayanışma Vefa ve Halklararası Dayanışma
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir