Hesap gününün sahibi Allah’a hamdolsun

blank

TEODORA DONİ
Hesap gününün sahibi Allah’a hamdolsun
 
Son zamanlarda bazı insanların kişilere, olaylara ve fikirlere tepki gösterirken sınırı hayli aştığını ve başkalarını tehdit edecek kadar bu duruma kendini kaptırdığını görüyoruz.

Ancak buna karşılık sırf bu tehditlerden kurtulmak için bazı insanlar gibi “canımız bizim ebedi efendimiz” diyecek halimiz yok.

Öncelikle biraz daha sakin olmaya davet ediyorum bu “asabi” insanları.

Geçen haftaki "Kadının bütün musibetlerin sebebi olduğunu düşünenler" başlıklı yazıma ilişkin olarak e-maille bana tehdit, hakaret ve bedduadan ibaret yorum(!) gönderenlere kısaca ‘hesap gününün sahibi Allah’a hamdolsun’ diyerek cevap vermiştim.

O yazımdan dolayı özür dilememi isteyenlere de cevabım aynıdır ve bir kere daha tekrar ediyorum, ‘hesap gününün sahibi Allah’a hamdolsun’.

Aslında konu hakkında yeniden yazmayacaktım, Senai Demirci’nin “Dekolte giyinmek taciz sebebi değildir. Çünkü“ başlıklı yazısını ve Mardin’de N.Ç. adlı kız çocuğunun 15 yaşındayken, iki kadın tarafından aralarında asker, memur, esnaf ve öğretmenlerin de bulunduğu 26 kişiye pazarlanmasına ilişkin yıllardır süren ve nihayet sonuçlanan utanç davasının karar gerekçesini son anda görmeseydim.

Sayın Demirci kendine özgü bir ironi ortaya koymaya çalıştığı yazısını “Haddimi biliyor ve buraya altını çizerek bir daha yazıyorum: Dekolte giyinmek taciz sebebi değildir. Galileo üstadımızın izinde yürüyor, kelleyi kurtarıyorum : ‘Dünya dönmüyor, dünya dönmüyor, dünya dönmüyor…“ diyerek bitirmiş. İlk bakışta yazıda kadınlardan yana bir tavır var gibi görünse de ben kendi payıma bütün satır aralarında erkeklerin çoğunluğunun kadınları küçümseyen o alaycı bakış açısını gördüğümü düşünüyorum.

Eşim hep” kısmetinde yoksa dayak bile yiyemezsin” diyor. E, ne diyelim demek ki Sayın Demirci’nin kısmetinde de Teodora Doni tarafından eleştirilmek varmış.

Sayın Demirci, ‘kelleyi kurtarmak’ için Galileo gibi dünyanın dönmediğini söyleyerek ‘dekolte giyinmek taciz sebebi değildir’ demenin ‘dünya dönmüyor’ demek gibi olduğunu ve dolayısıyla aslında dünyanın döndüğünü ve dekolte giyinmenin de taciz sebebi olduğunu anlatmaya çalışmış. Ne ironi ama…

“Utanç Davası” kararında ise bambaşka bir ironi var, öyle ki vicdan sahibi, adalet duygusunu yitirmemiş herkesi mutlaka bir yerinden sarsması gereken bir ironi.

Karar gerekçesinde yer alan ’26 sanığa N.Ç.’nin yaptığı fiilin kötülüğünü bildiği halde bunu devam ettirmesi nedeniyle ceza indirimlerine gidilmesi ve sanık olarak yargılanan iki kadına iffetsiz bir yaşamı sürdürmelerinden ceza indirimlerinin uygulanmaması’ gibi ifadeler tamamen yasal bir zorunluluktan mı yoksa mahkeme heyetinin takdir yetkisi kapsamında mı bilemiyorum. Tek bildiğim karar gerekçesinin öncelikle hukukçuların tepkisine yol açtığı…

“İnsanlık nereye gidiyor” başlıklı yazımda N.Ç adlı kız çocuğunun dramına değinmiş “Hâkim ve savcılardan da hepten umudu kesmemeliyiz diyorum, duyarlı savcıların, hâkimlerin hala var olduğunu… “ söylemiştim ki şimdi bu karar karşısında artık ne diyeceğimi bilemiyorum.

Kararda, “Adli Tıp’a göre, eyleminin ahlaki kötülüğünün farkında olan N.Ç.’nin para kazanmak için fuhuş yaptığı, manevi yönden olanlara karşı çıkabileceği” belirtilmiş.

Geçen haftaki yazımda “kadın milletvekili de birkaç ay önce bir şehirdeki kız çocuklara yapılan taciz ve tecavüzleri araştırdıktan sonra rahatlıkla ‘çocuklar kendileri gidiyorlarmış, şeker kraker karşılığı erkeklere elletiyorlarmış’ diyordu” diye yazmıştım. Karardakiyle aynı olan bu bakış açısının temelinde “menfaat söz konusu, dolayısıyla bir sorun da yok suç da yok” gibi bir düşünce var adeta.

N.Ç.’nin avukatı Reyhan Yalçındağ Baydemir, “Türkiye’de çocuklara yönelik cinsel istismar suçu ile kadınlara yönelik cinsel işkence suçlarının takibi, sonuçları ve yargının adil işleyip işlemediği meselesi anlamında son derece önem verdikleri N.Ç. davasının 8.5 yıl sürdüğünü, bu süre zarfında çok şeyin değiştiği Türkiye’de maalesef zihniyetin değişmediğini, yargının yine Türkiye’deki insanların adalet duygusuna zarar verdiğini, 34 sayfadan oluşan gerekçeli kararın 34 sayfasının her bir satırına sinmiş cinsiyetçi, eril bir dilin olduğunu, hiçbir biçimde çocuğu ve kadını koruyan bir yaklaşımın asla söz konusu olmadığını…” söylüyor.

Evet, davanın sanıklarından ikisi kadın ve bu kadınların cezalarında iffetsiz bir yaşam sürdürdükleri gerekçesiyle indirim yapılmazken bir insanlık suçu olan tecavüzün faili olan onlarca erkek sanık hakkında tek bir iffetsiz sözcüğü kullanılmadığı gibi cezalarında indirim yapılabiliyor.

Bu sanıklar, aldıkları ceza miktarı düşünülürse henüz tahliye olmamışlarsa da muhtemelen kısa zamanda yeniden aramızda olacaklar ve şimdi bunların cezaya konu fiillerinde kadınların dekolte giyinmesi ne kadar etkili olmuştur diyerek sormaya kalksak eminim ki yine erkek egemen toplum hep bir ağızdan şöyle cevap verecek: Çoook.

İyi ki hesap günü var ve defalarca tekrar etmek istiyorum: hesap gününün sahibi Allah’a hamdolsun.

28 Şubat 2011 Pazartesi / Yeni Şafak
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir