Kimin Saadet’i, kimin siyaseti

TEODORA DONİ  Kimin Saadet’i kimin siyaseti

TEODORA DONİ 
Kimin Saadet’i, kimin siyaseti
 

Peygamberimiz ile birlikte oturduğumuz sırada biri gelip “Hanginiz Muhammed’dir?” diye sordu. Allah’ın Resulü ashabı arasında dayanmış oturuyordu, “İşte dayanmış olan şu beyaz kimsedir,” dedik. Adam “Ey Abdü’l- Muttallip’in oğlu!” diye hitab etti. Peygamberimiz “Seni dinliyorum”, buyurdu… (Buhari ; Kitab’l-ilm, 57).

Peygamberimiz bir gün sahabelere verdiği bir ziyafet sırasında, onlara hizmet ederken, uzaklardan geldiği anlaşılan bir atlı, Peygamberimizin meclisine yaklaşıp: ”Bu kavmin efendisi kimdir?“ diye sordu.”Bu kavmin efendisini arıyorum” dedi. Allah’ın Resulü “Benim “ demedi. O sırada sahabelere su dağıtmakta olduğundan, atlıya söyle cevap verdi: “Bir kavmin efendisi, ona hizmet edendir! “ ( Aclunı Keşfü’l – Hafa, 2: 463).

Bu iki rivayeti, yazar R. İhsan Eliaçık’ın, İnşa Yayınlarında çıkan “Hanginiz Muhammed” isimli kitabından alıntıladım. Birinci rivayetin tamamını alıntılamadım çünkü yazımın konusuyla ve anlatmak istediğimle ilgisi yok. Her iki rivayette de dikkatimi çeken şu oldu: “Dışarıdan gelen bir adam” topluluğun içine karışmış olan peygamberin kim olduğunu bilemiyor” Hanginiz Muhammed “veya “Sizin efendiniz kim?” diye soruyor.

Bir hanım arkadaşımın hediye ettiği bu kitabı okumaya başladığımda Saadet Partisi’nin kongresi bir gün önce bitmişti, hem de olaylı bir biçimde. Daha ilk sayfalarda az önce yazdığım rivayetleri ve Sayın Eliaçık’ın bu rivayetler hakkında ki yorumlarını okuduğumda ilk aklıma gelen isim Sayın Necmettin Erbakan oldu. Hemen belirtmeliyim ki ilim ve takva seviyesi ne olursa olsun hiçbir Müslüman Peygamberle kıyaslanamaz. Benim söylemek istediğim Peygamberin tüm hayatının her Müslüman için örnek ve yol gösterici olduğudur.

Yıllarca bir siyasi hareketin liderliğini yapan Sayın Erbakan böyle bir durumla karşılaştı mı acaba? Kendisinin bulunduğu bir ortamda bir insan, sıradan biri oradakilere öyle bir soru sorma ihtiyacı duydu mu? Bu partinin başkanı veya lideriniz aranızdakilerden kimdir diye sordu mu acaba?  Şimdi bazıları diyecek ki, bu iletişim çağında insanların sürekli medyada zaten gördükleri liderleri tanımamaları mümkün mü? Elbette değil. Ancak Sayın Erbakan’ı daha önce medyada hiç görmeyen, tanımayan birini düşünün. Böyle biri dahi, bulunduğu toplulukta giyim kuşamından konuşma tarzına kadar her yönüyle adeta “ lider benim” diye haykıran, apayrı bir kişi olduğu açıkça belli olan Sayın Erbakan’ı hemen tanır.

Şimdiye kadar hiç kimsenin Sayın Erbakan’ın da bulunduğu bir ortamda oradakilere lideriniz kim diye sorduğunu hiç sanmıyorum. Varsayalım ki biri öyle bir soru sorma cesaretinde bulundu, muhtemelen çok zor durumda kalır çünkü hem liderler hem de çevreleri bunu liderlerine hakaret olarak kabul ederler, liderleri için bir iltifat, bir artı olarak görmezler, diye düşünüyorum. Oysa “Milli Görüş milletin görüşüdür” diyen bir lideri, her haliyle, her tavrıyla milletten biri olarak görmek ister herkes.

Geçen haftaki yazımda ”her zaman taze kalabilecek yazılar yazmak çok zor çünkü sürekli CHP hakkında yazamazsınız” demiştim. O satırları yazarken Timeturk’te yazdığım dönemde yayınlanan “Bırakın, size hakkımızı helal edelim” başlıklı muhterem hocamıza seslenen yazımı unutmuştum. Oysa CHP hakkında yazılanlar kadar Sayın Erbakan hakkında yazılanlar da her zaman taze kalabilecek yazılar. Saadet Partisi’nin son kongresinde yaşanan, herkese bu “kimin Saadet’i, kimin siyaseti” dedirten olaylar bir kere daha gösterdi ki Sayın Erbakan da hiç değişmedi, değişmeyecek, hep aynı ezber, hep aynı müdahaleci tavır.

“Bırakın, size hakkımızı helal edelim” başlıklı yazım yayınlandıktan sonra bazı insanlardan hayâ ve edepten yoksun tepkiler gelmişti. O yazıyı şimdiki gibi olaylı bir kongrenin ardından yazmamıştım ve o zaman en azından görünürde partililer ve partiye gönül verenlerin Sayın Numan Kurtulmuş’la bir dertleri olmadığını sanıyordum. O yazımdan sonra anladım ki Sayın Kurtulmuş’un işi çok zor. Çünkü günübirlik değil kalıcı, yıkıcı değil yapıcı bir siyasetin mücadelesini vermek hayli zor, özellikle de bir türlü değişmeyen mevcut siyasi partiler yasasının ve gelişmeyen siyaset ahlakının sürekli tartışıldığı Türkiye’de.

Son yazımda “siyaset adamları içerisinde de kırmadan dökmeden siyaset yapabilen rakibini eleştirebilenler var sayıları az da olsa” diye yazarken aklımdan geçen ilk isimlerden biri de Sadet Partisi’nin Genel Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’tu ve dediğim gibi sayıları az olduğu için işleri gerçekten de zor böyle siyasetçilerin.

İlginç olan şu ki sadece putlaştırılmış kişiler hakkında değil, kurumlar ve konular hakkında da yazdığınızda, eleştirdiğinizde aynı tarz tepkiler geliyor ve bu durum oldukça düşündürücü, en azından benim için öyle. Bir de farklı kesimler olarak görünenlerin tepki verirken aynı dili kullanmaları var ki şimdi buna ne diyelim, tesadüf mü yoksa aslında bu insanların ortak bir noktaları mı var. Sanırım ortak bir noktaları var,  çıkarları. Bu çıkarlar farklılık gösterebilir ama sonuç değişmiyor. Buna ayrıca sorgusuz sualsiz biatçi bir zihniyet de eklenince otaya felakete yakın bir durum çıkıyor.

Öyle görünüyor ki daha nice felaketler yaşanacak siyasette; siyasi partiler lider sultasından kurtulmadıkça, bunun için gerekli yasal düzenlemeler yapılmadıkça, halk bu yönde bilinçlenmedikçe, kısacası siyasi partiler bazı şahıslara değil millete ait olmadıkça…

19 Temmuz 2010 Pazartesi / Yeni Şafak

Kimin Saadet’i  Kimin Saadet’i  Kimin Saadet’i

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir