Milletin kozmik odasına, annelerin kalbine…

TEODORA DONİ Milletin kozmik odasına annelerin kalbine…

TEODORA DONİ
Milletin kozmik odasına, annelerin kalbine…
 

Biliyorsunuz, “Kozmik Oda”daki aramanın "bir telefon görüşmesi" üzerine yapıldığı ileri sürülüyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın evinin bulunduğu sokakta yakalanan subayların şoförü er Serkan, babası ile yaptığı telefon görüşmesinde "Evrak yakıyoruz." demiş. Er Serkan’ın bu sözleri teknik takibe yakalanınca soruşturmayı yürüten savcı, "delillerin yok edildiği" şüphesiyle harekete geçmiş ve arama kararı çıkartmış.

Ben bir anne olarak er Serkan için çok endişeleniyorum. Diğer çocuklarımız gibi vatani görevini yapmak için gitmiş ve neyle karşılaşmış. Kim bilir kaç çocuğumuz nelere şahit oldu. Şehit anneleri bundan sonra da hala diyebilecekler mi, bir oğlum daha var onu da askere gönderirim, vatan sağ olsun. Sanırım artık demeyecekler. Ne diyecekler peki, ordu tümüyle yeniden milletin ordusu ve peygamber ocağı olsun, diyecekler. Bence şu kozmik oda aramasından sonra bir de milletin kozmik odasına bakın, annelerin kalbine… Göreceksiniz ne çok acı var.

Çocukların yemin törenlerinde bile annelerini başörtüleri yüzünden nizamiye kapısından içeri almıyorlar ama çocukları alıp ölüme gönderiyorlar veya evrak yaktırıyorlar er Serkan’a yaptırdıkları gibi. Sevindirici olan ise, cuntacıların merkezinde yer aldığı illegal işlerin, yıllarca toplumun nasıl sindirilmeye çalışıldığının artık bilinmesi ve Genelkurmay başkanının da hukukun üstünlüğüne tam destek vermesi. Artık hiçbir şey gizli kalmıyor.

Ancak bazı yazarlar hala Genelkurmay başkanına açık mektuplar yazıp hukuksuzluk istemeye cesaret edebiliyorlar. Bu zihniyettekiler istiyorlar ki ordu devletin ordusu olmasın, aksine devlet ordunun devleti olsun. İstiyorlar ki, keyiflerince yine darbeler, cuntalar devam etsin ve öyle bir orduda, Müslüman kimliğinden ötürü askerlik yapmayı kabul etmeyen, üniforma giymeyi ve silâhaltına alınmayı reddeden Enver Aydemir gibi vatandaşlarımıza bu tercihlerinden ötürü sistematik işkenceye devam edilsin. Eşi ve annesi başörtülü olduğu için kendileriyle görüştürülmesin. Ancak artık onların istediği olmayacak. Hem hiç kimse Enver Aydemir üzerinden Müslümanları orduya karşı kışkırtmaya heveslenmesin. Bence Enver Aydemir’in tavrı ordu içerisindeki din ve millet düşmanlarına karşıdır, orduya karşı değildir. Son gelişmeler açıkça göstermiştir ki bu millet artık başta ordusu olmak üzere devletinin bütün kurumlarını tüm kötü unsurlardan ayıklayacak güçtedir.

Evet, bugünlerde Türkiye’de gerçekten çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Artık çocuklarımızın geleceği adına umutlu olmak için çok sebep var. Bu büyük değişim süreci belki çok sancılı geçecek, belki hepimizin canı acıyacak ama hiç bir güzellik, hiçbir iyilik kolay elde edilmiyor. İnşallah hepimiz için ve en önemlisi de çocuklarımız için daha güzel günler gelecek. Kendi çocuklarımız için güzel bir gelecek istemek hakkımız elbette.  Ancak bunu diğer bütün çocuklar için de istemeliyiz.

Mutlaka duymuşsunuzdur, Çeçen anne Luiza Uzueva’nın dramını.  Luiza Uzueva, 4 çocuk annesi bir Çeçen kadın. Grozni’de İslam Üniversitesinde Öğretim görevlisi olarak çalışmış Cezayirli eşi ve 4 çocuğu ile birlikte 2009 başlarında Türkiye’ye gelen Luiza Hanım bir süredir 4 yavrusu ile birlikte Kumkapı’da Yabancılar Şubesinde gözaltında.

Fertleri hiçbir kanunsuzluğa bulaşmamış ve ikamet izni için zamanında başvurularını yapmış ailenin polis ekiplerince evleri basılıp çoluk çocuk nezarethaneye götürüldüğü ve üçüncü bir ülkeye gönderilmeleri için baskı yapıldığı medyaya yansıyan bilgiler arasında.  Küçük kızlardan birinin astım ve kulak iltihabı yüzünden devam eden tedavisi sekteye uğramış, Luiza Hanım’ın, kaldığı koğuşta başka bir yabancı kadın tarafından tartaklanarak dudağı yarılmış ve çocuklar bu olaydan çok etkilenerek psikolojik travma geçirmişler.

İnsan haklarına ve uluslararası hukuka aykırı bu durum, Türkiye’yi sığınacak bir liman olarak gören Müslüman kardeşlerimize nasıl reva görülebilir. Hem de Filistin’deki mazlumlara ulaşmak için Türkiye’deki çok sayıda Sivil Toplum Kuruluşunun ve ilgili devlet kurumlarının bütün imkân ve güçlerini seferber ettiği bu günlerde…

Dört çocuk sahibi Çeçenistanlı anne ve Cezayirli babanın Türkiye’ye sırf macera yaşamak için geldiklerini düşünemeyiz herhalde. Mutlaka bir zulümden, bir baskıdan kaçtılar ama yaşadıklarına bakılırsa yağmurdan kaçarken doluya tutuldular adeta. Oysa yaşadığımız bu topraklar yüzyıllardır misafirperver ve mazlumlara kol kanat geren insanlarıyla ünlüdür. Hala da öyle, Türkiye’deki insanlar gerçekten çok misafirperver, öyle olmasaydı bu olay olağan görülür, halkın tepkileri medyaya bu kadar yansımazdı.

Ben de geçmişte uzun yıllar ikamet izni ve vize sorunlarından çok çekmiş bir yabancı olarak yabancıların neler çektiğini biliyorum, bu yüzden Luiza Hanım ve yavruları için çok endişeleniyorum. Yabancılar derken bazı suçlara karışmış yabancıları kastetmiyorum. Tıpkı Luiza Uzueva gibi dost toprağı, İslam toprağı olarak gördükleri Türkiye’ye gelip sığınan veya bu ülkenin vatandaşı olan biriyle evlenip buraya yerleşen yabancıları kastediyorum.

Luiza hanım ve ailesi anladığım kadarıyla vize süreleri bitmeden zamanında ikamet izni için başvurmuş, yani ortada bir suç yok. Eğer başvuru kabul edilmezse kişi sınır dışı ediliyor. Türkiye’de sayısız sorunlu yabancı var ve bunların büyük bir bölümü de kadın. Birçoğu zaten polisten çok çekiniyor.

Oysa iktidarın, emniyet teşkilatında işkenceye sıfır tolerans, muhatapların güler yüzle karşılanması ve işlemlerinde kolaylık gibi kuralların tam olarak yerleşmesi bakımından büyük çaba gösterdiği biliniyor. Peki, sonuç neden yok… Yine de umuyorum ki güzel ve önemli gelişmelerin olduğu bu günlerde Luiza Hanımın, eşi ve çocuklarının mağduriyetleri de en kısa zamanda giderilir ve böyle bir olay bir daha yaşanmaz.

 
 4 Ocak 2010 Pazartesi / Yeni Şafak

Milletin kozmik odasına annelerin kalbine… Milletin kozmik odasına annelerin kalbine… 

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir