Sayın Baykal mı, medya mı, kaset tüccarları mı?

TEODORA DONİ  Sayın Baykal mı medya mı kaset tüccarları mı?

TEODORA DONİ 
Sayın Baykal mı, medya mı, kaset tüccarları mı?
 

Birkaç yıl önce, ucuz ve kullanışlı bir çalışma masası almak için birkaç mobilya mağazasına bakmıştım. Nereden alacağıma karar vermişken, son kez, bir mağazaya daha bakmak istedim. Almaya karar verdiğim ürünün aynısını orada da gördüm ancak fiyatı bir kat değil birkaç kat fazlaydı. Öyle pahalıydı ki o paraya ikinci el bir otomobil satın alabilirdiniz. Satış elemanı kıza fiyatın neden bu kadar yüksek olduğunu sordum.  Ürünün birçok özelliğini saydıktan sonra, ucuz dediğiniz ürünlerde kullanılan bazı malzemelerden dolayı insanların kanser olma ihtimali var, ürünlerimizde özel bir madde kullanıldı ve böyle bir risk yok, dedi.

Ben de ona, bu ürünü bu fiyata alırsam, basit bir çalışma masası için bu kadar para verirsem zaten kesin kanser olurum, hem müsrifliği hiç sevmem, dedim. Kız, anlamadım efendim, dedi. Anlamayacak ne var ki, ben bu ürünü alırsam bu kadar para verdiğim için kesin kanser olurum, ötekini alırsam kanserojen yanı var belki kanser olurum. Bu durumda ucuz ve belkili olanı tercih ediyorum, dedim. Kız bana bön bön baktı sonra eşime dönerek, eşinizin garip bir espri anlayışı var dedi ve gitti. Oysa ben espri yapmamıştım, ithal mobilyanın fahiş fiyatına ve ispatlanması çok güç gerekçesine sinirlenmiş, üzülmüş ve tepkimi göstermiştim.

Bunu istisna bir olay olarak anlatmıyorum. Tam aksine ne yazık ki bu ülkede ve bütün dünyada bunun gibi insanı sinirlendiren, üzen olaylar her gün oluyor ve ben birçoğunu bizzat yaşıyorum, görüyorum ya da duyuyorum.  Hırsı uğruna her yolu meşru, her aracı mubah gören vahşi kapitalizm her yerde karşımıza çıkıyor, her alışverişte, her toplumsal ilişki de…

Her türlü zulmün, kötülüğün, çirkinliğin mümkün olduğunca farkında olmaya çalışanlardan biri olarak, bunlara kendi imkânlarım ölçüsünde karşı durmayı ben insani bir sorumluluk olarak görüyorum.Hiç kuşkusuz, eyleme geçebilmek için önce düşünebilmek gerekiyor. Bu kadarını düşünebilen biri olarak, en azından yazarak, mazlumlardan, iyilikten, güzellikten yana olmaya çalışıyor,  ben de bu şekilde taşın altına elimi koyuyorum. Bazı şimşekleri üzerime çeksem de, bazı insanların anlayışsız ve önyargılı tepkilerine muhatap olsam da, gerçeği ve doğruyu yazmak, mazlumdan yana olmak, safımı her zaman açıkça belli etmek zorundayım. Rabbim izin verdiği müddetçe de elimi taşın altına koymaya devam edeceğim.

Kendi kendime söz verdim, okuyucuların ve başka yazarların görüşlerine yazılarımda yer vereceğim diye. Bazı okuyucular bunun için teşekkür ederken bazıları da, bu isim de kim yahu ve ne özelliği var ki yazınızda yer vermişsiniz, diyorlar. Hemen belirtmek isterim ki, diğer bütün bedensel faaliyetlerin, zihinsel faaliyetlerin gerisinde kaldığı, insanların çoğunun artık düşünmediği günümüzde elbette ki düşünen insanların her biri ayrı bir değer ve bu yüzden yazılarımda yer alıyorlar, bu yazımda yer alanlar gibi:

Biri, Yazar Yılmaz Yılmaz… Okurkitaplığı yayınlarından çıkan  “Sâlik yola düşünce“ isimli öykü kitabı hakkında yapılan ve Dünya Bizim’de yayınlanan, röportajında Sayın Yılmaz diyor ki: “Yazıyorum, o halde varım! Varlığımı yazarak bildirmektir elimden gelen. Varlığın sahibine, varlığı sunduğu için şükürler olsun.”

Bir diğeri, Gazeteci-yazar Yaşar Yavuz… “Her bahar, ebedi Kur’an baharını çağırır.”başlıklı yazısında Sayın Yavuz diyor ki: “İnsanın iyiliğini isteyen herkes bunu açıkça söylemeli. Yoksa bu gidişattan, bilmeyenlerden çok bilenler sorumlu olacaklardır.”

Peki, kimdir bilenler? Geçen haftaki yazımda bu ülkenin bu hale gelmesinde medyanın bilinçli ya da bilinçsiz yaptıklarının büyük rolü var diye düşündüğümü söylemiştim. İyi niyetle söylenmiş bir cümleydi bu aslında. CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’la ilgili internette yer alan video yayınıyla hepimiz anladık artık medyada birçoğu için bilinçsizliğin söz konusu olmadığını, medyada birçoğunun artık hiçbir sınır tanımadığını, önüne çıkan her fırsatı acımasızca değerlendirdiğini,  sonuna kadar kullandığını. Bu tutum ne basın özgürlüğüyle, ne basın ahlak ilkeleriyle açıklanabilir. Bu açıkça saygısızlık, açıkça çirkinlik, açıkça insafsızlık, açıkça zulümdür.

Sayın Baykal’ın siyasi çizgisini tasvip etmeyebiliriz. Muhalefet tarzını beğenmeyebiliriz.  Ancak kendisine yapılan saygısızlığa, çirkinliğe herşeyden önce birer “insan olarak” karşı çıkmak zorundayız. Çünkü bu çirkinlikten bu saygısızlıktan Sayın Baykal’dan da çok eşi, çocukları, torunları zarar görecekler ve ağır bedeller ödeyecekler. Bu söylediklerim elbette video yayınında ismi geçen hanım için de geçerli. Hatta bu çirkinliklere, bu saygısızlıklara karşı tepkisiz kalırsak, bunlar giderek olağan olaylar olarak karşılanır ki bundan da o zaman bütün toplum zarar görmeye başlar.

Sayın Yavuz’un dediği gibi, bütün bu olanlardan, bilmeyenlerden çok bilenler sorumlu. Sayın Baykal’ı veya bir başka siyasi lideri yerinden etmek isteyenlerin önce haklı nedenleri olmalı, herkes birbirine mertçe karşı durmalı, belden aşağı vurmamalı, hakaret etmemeli, özel hayatı ve aileleri bu işin içine katmamalıdır.

Aslında internetteki yorumlara bakıldığında halkın ne tepki verdiğini hemen görebilirsiniz. Biz bu tür haberlerden hoşlanmıyoruz, bu size yakışmadı, aslınıza dönün, diye yorum yazan sayısız okuyucu var.  Ama bu yorumlara muhatap olan medyanın ne kendisine, ne siyasilere ne de okuyucuya ve halka saygısı var.

Düşünmeli ve sormalıyız şimdi,  haber ne kadar doğru ve Sayın Baykal mı, medya mı, şantajcı kaset tüccarları mı, kim asıl günahkâr?

10 Mayıs 2010 Pazartesi / Yeni Şfak 

Sayın Baykal mı Sayın Baykal mı Sayın Baykal mı

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir