Turnalar ölmesin

TEODORA DONİ  Turnalar ölmesin 

TEODORA DONİ 
Turnalar ölmesin 
 

Bugünkü yazımı yazmak için defalarca bilgisayarın başına oturdum, kalktım ve her defasında güç bela yazabildiğim bir iki cümleyi yine güç bela silebildim. Yazmak hiç bu kadar zor olmamıştı. Sıtkı Caney’in Timeturk’teki bir yazısının başlığında dediği gibi: “Dil tutuk, kalem tutuk, gönül buruk“. Sonunda yazdıklarımı ne olursa olsun silmemeye, dilimi tamamen gönlümün akışına bırakmaya karar verdim. Umarım karmaşık bir yazı olmaz, umarım anlaşılır…

Evet, ülkemizde olup bitenler karşısında insan olan herkesin dili tutuk, gönlü buruk. Yürekli kalemler daha bir tutuk, annelerin gönlü daha bir buruk. Ama gözü dönmüş yüreksizlerin, acımasız katillerin hiçbir şey umurunda değil.

Ciğeri yanmış annelerin feryatlarını dinliyorum televizyonlarda… Sokaklara sürülen,  karanlık hesaplara kurban edilen çocukları izliyorum. Sonra çocuklarıma bakıyorum ve şair, yazar Harun Özdemir’in “Turnalar ölsün“ şiiri geliyor aklıma:

“Bakışlar pençe,
 Gözler kızgın demir,
 Sözler bıçak yarası ise
 Turnalar ölsün, Kartallar asla”

Evet, uzun zamandan beri yapılan şey tam olarak bu. Turnalar ölsün diyorlar. Turnalar sokaklarda ölüme gönderiliyor ki kartallar saraylarında yaşasın.

DTP’nin Anayasa mahkemesi tarafından kapatılmasına karar verildi diye sokaklar savaş alanına döndü ve İmralı’daki örgüt lideri için bazı talepler içeren gösteriler de iyice çığırından çıktı. Sokaklarda Kürt Kürt’ü öldürüyor ama onların umurunda bile değil.

Elbette DTP’nin veya bir başka partinin kapatılması hiç de hoş bir şey değil ve parlamenter rejime sahip bir hukuk devletine de yakışmaz. Şimdi birçoğu iktidarı suçluyor, siyasi partilerin kapatılmamasına yönelik Siyasi Partiler Yasası’nda köklü bir değişiklik için hiçbir adım atmadı ve Demokratik Açılım konusunda da yetersiz kaldı diye…

Evet, iktidar başka partilerin kapanmasını umursamıyor olsa bile en azından kendi partisinin geleceğini düşünerek Siyasi Partiler Yasası’nın değişmesini gündeme getirmeli bu konuda öncülük etmeliydi ve hala da etmeli. Hem iktidar partisinin kapatılması için açılan dava sonuçlanıncaya kadar partililerin ve birçok siyasi çevrenin hop oturup hop kalktığı o sancılı günler de böylesine unutulmamalıydı ve unutulmamalı…

Demokratik Açılım konusunda da Ergenekon davasının bitmesi beklenmeliydi. Çünkü Ergenekon davasının sonuçlanmasının, Ergenekon örgütünün bütün bileşenleriyle birlikte açığa çıkarılmasının, ülkemizin de karanlıklardan aydınlığa çıkması anlamına geldiğini yani o denli önemli olduğunu düşünüyorum.

Oysa şu aşamada at izi it izine karışmış, ortalık toz duman. Açılımın tam anlamıyla ortaya konulup anlaşılması sağlanamadığı gibi DTP’nin PKK ile bağlantısı ve PKK’nın Ergenekon’la bağlantısı ve Ergenekon’un dış bağlantıları da hiçbir şekilde netleştirilmemiştir.

Evet, birçoğu iktidara diyor ki, bu açılımın içinde tam olarak ne var.  Hatta DTP’nin şahinlerinden (Kartal da diyebilirsiniz) Emine Ayna bile bu açılımın ne olduğunu ve neyi kapsadığını bilmediğini iddia ediyor.

Ben ise iddia ediyorum ki bu açılımın içinde ne olduğunu bilmediğini iddia edenler biliyorlar ki Ergenekon davası bitmediği için iktidarın eli kolu bağlı. Aynı zamanda biliyorlar ki iktidarın ağzı mühürlü, çünkü kutsal sayılan bir sistem var, kutsal sayılan bir ideoloji var. Daha da önemlisi bir türlü kökten değiştirilmeyen, yerine sivil ve özgürlükçü olanı konulmayan bir darbe anayasası var. Yasalarla korunan tabular var.

Tıpkı Dersim katliamının daha birkaç gün öncesine kadar konuşulamaması gibi. Denilebilir ki Dersim artık konuşuluyor. Evet, ama nasıl, hangi vesileyle… Nasıl olur da zulme uğramış olanlar kendilerine zulmeden zalime,  hatta cellâdına sığınır ve bir süre sonra mazlumlar cellât olur hem de kendi kardeşini öldürür, kendi kardeşine zulmeder, nasıl olur…

Bir gerçek var ki artık hepimizin görmesi gerek. Bütün sorumluluğu başka insanlara veya kurumlara yükleyerek bir yere varamayız. Herşeyi iktidardan veya muhalefetten, sadece siyasilerden beklemek ne kadar doğru. Yazan, çizen kısacası düşünen herkes olup bitenler karşısında yeterince duyarlı olmak ve sorumluluk almak zorunda… Ön yargısız ve çok yönlü düşünmek zorunda…

Kürtlere Kürt Halk önderi olarak pazarlanmaya çalışılan örgüt lideri de, Kürtleri temsil iddiasında olan siyasi parti de aynı kaynaklardan, aynı çıkar mihraklarından besleniyor olamaz mı? Türk milliyetçiliği yapan siyasiler de aynı amaca hizmet ediyor olamaz mı? Öyle olmasa,  bu günlerde şiddetin tırmandırılmasına, kin ve nefretin körüklenmesine, Kürt’ün Kürt’e, kardeşin kardeşe kırdırılmasına içimiz burkularak bir kez daha tanık olur muyduk? Bunu, düşünen herkes kendine sormak zorunda…

Milleti birbirine kırdırmak için her türlü yola başvuranların kışkırtmalarına karşı herkes milleti uyarmak zorunda. Yüzyıllardır acısını da sevincini de birbiriyle paylaşan bu büyük milletin Kürtleri de Türkleri de aklını başına almak zorunda. Herkes her zamankinden daha çok uyanık olmak zorunda… Herkes yüreğinin sesini duymak zorunda… Artık mazlumlar, cellâdına sığınmak değil karşı durmak zorunda, tabii ki şiddete başvurmadan. Ki turnalar ölmesin.

İlginçtir ki, Filistin’de de turnalar ölmesin diye Avrupa’dan Gazze’ye doğru yola çıkan yardım ve destek konvoyu da yine bugünlerde Türkiye’den geçti. Çoğumuz farkında bile olmadık, birbirimizle didişerek düşmanın ekmeğine yağ sürmeye devam ettik. Oysa herkes artık böyle güzel eylemlerin farkında olmak ve daha güzellerini gerçekleştirmek zorunda. Yoksa bu günleri bile mumla ararız.

 21 Aralık 2009 Pazartesi / Yeni Şafak
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir