Umut boşa çıkmaz, yardım boşa gitmez inşallah – II

blank

TEODORA DONİ
Umut boşa çıkmaz, yardım boşa gitmez inşallah – II
 
Yaklaşık bir ay önce yayınlanan "Umut boşa çıkmaz, yardım boşa gitmez inşallah" başlıklı yazımı “…gereği yapılır inşallah” diyerek bitirmiştim. “Umuyorum ki bu umut boşa çıkmaz inşallah. Umuyorum ki her türlü mağduriyetin her zamankinden daha çok istismar edildiği şu günlerde bu açlık grevi de bazı çevrelerce başka taraflara çekilip başka amaçlara malzeme yapılmadan öncelikle Sayın Başbakan ve diğer yetkililer Hüsnü Yıldız'ın sesini duyar ve geç olmadan gereği yapılır inşallah.” diyerek…

Peki, ondan sonra ne oldu? Takip edebildiğim kadarıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin, Tunceli’ye yaptığı bir ziyaret vesilesiyle  Hüsnü Yıldız'ı ve annesini ölüm orucunu sürdürdüğü çadırda ziyaret etti. Hemen orada Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin'i aradı. Bu aramanın ardından Malatya Cumhuriyet Savcılığının verdiği kararla 12-13 Ağustos tarihlerinde Dersim-Çemişgezek’te kazılar yapıldı. Yine bildiğim kadarıyla Türkiye'de bir ilk gerçekleştirildi ve nihayet bir toplu mezar açıldı. Sayın Hüsnü Yıldız’ın ölüm orucuna son verirken avukatlarıyla birlikte yaptığı basın açıklamasından da anlaşılacağı gibi bu karar hukukçuların zaferi değil maalesef. Maalesef diyorum çünkü günlerce süren bir ölüm orucuyla birlikte çok sayıda Sivil Toplum Kuruluşunun konuya duyarlı yaklaşımları sonucunda bu karar alınabildi.

Kazılar yapıldıktan ve Adli Tıp’tan sonuçların gelmesi beklenmeye başlandıktan sonra takip edebildiğim kadarıyla bazı yazarlar televizyon ekranlarından konu hakkında nihayet bir şeyler söylemeye başladı. Hükümetin iyi niyetine vurgu yapılıyor, bir annenin isteği yerine getirildi diye yorumlar yapılıyor ki bu kısmen doğru olmakla birlikte az önce de belirttiğim gibi günlerce süren bir ölüm orucundan sonra böyle bir karar alınabildi.

Kendi adıma şunu söyleyebilirim ki konu hakkında yazdığımdan beri konuyu gerekli yerlere iletmeye çalıştım ve bu ülkede yaşanan dramlara duyarsız kalmayacaklarına inandığım insanlarla görüştüm. Tabii ki başka duyarlı(!) insanlarla da görüştüm. Ne yazık ki herkesten aynı duyarlılığı beklemek mümkün değil.

Bu arada onca yoğun gündeme rağmen zaman ayırıp konuyla, yazımdaki çağrıyla yakından ilgilenen, daha önce gazetemiz Yeni Şafak yazarlarından olan Sayın Lütfullah Göktaş’a çok teşekkür ediyorum.

Evet, “Umut boşa çıkmaz inşallah” demiştim ve boşa çıkmadı çok şükür. İnşallah açılan toplu mezarda Hüsnü Yıldız'ın kardeşi Ali Yıldız'ın cenazesi de tespit edilir ve Ali Yıldız’ın belli bir mezarı olur da böylece daha önce de yazdığım gibi annesi oğlunun mezarı başında dua edebilir artık.

Keşke Ali Yıldız’ın annesi yüreği yanık tek anne olsaydı ama değil. Milyonlarca annenin çığlıkları yükseliyor yine her yerde.  Filistin’de çocuklar İsrail bombalarıyla ölüyor yine. Somali’de çocuklar açlıktan ölüyor yine. En çok annelerin yüreği yanıyor yine.

Bu kutlu oruç günlerinde ister istemez sözüm hep dönüp dolaşıp Somali'deki açlığa ve açlıktan ölen çocuklara geliyor. Geçen hafta Pazartesi geç bir saatte Mehtap Toruntay kardeşimizden bir mesaj aldım. 16 Temmuz Gençlik Hareketi olarak Ankara’da Kocatepe Camii avlusunda bir iftar organize etiklerini ve beni de aralarında görmek istediklerini yazmıştı.  Ertesi gün  “Bugün Somali kadar doyacağız!”  denilerek yalnızca su, simit ve hurma ile donatılan sofralarda  gençlerimizi biz de ablaları ve ağabeyleri olarak yalnız bırakmadık. Orada olan şair ve yazarlardan Şaban Abak, Kamil Yeşil, Bahadır İslam, Gökhan Özcan, Hakan Albayrak, İbrahim Çolak ve  Sıtkı Caney ilk aklıma gelenler.

Kocatepe Camii avlusundaki iftarda yaklaşık 700 kişi vardı ki bunların büyük bir bölümü genç kardeşlerimizdi. Böylece gençlerimizden asla umudumuzu kesmememiz gerektiğini bir kere daha görmüş olmak hakikaten çok sevindiriciydi. Yer sofralarında yapılan iftarın ardından sembolik bir kuyuya atılan yardımlarla, 16 Temmuz Gençlik Hareketi'nin “Sınırlar sizin Afrika bizim olsun!” adlı Somali’de açılacak su kuyuları projesine destekte bulunuldu.

Geçen hafta Sayın Başbakan’ın beraberindeki heyetle Somali’ye gittiğini hepimiz biliyoruz ki gitmeden önce de konuya ta başından beri hükümet olarak destek verdiler. Artık bu konuda daha çok yayın yapılacak diye düşünüyorum. Kim olursa olsun, sıfatı ne olursa olsun, bu konuya destek veren herkesten Allah razı olsun. Ama söylemeden edemeyeceğim, Sayın Başbakan’ın Somali’ye yaptığı ziyaret sırasında sarf ettiği bir cümleyi kendi adıma söylüyorum yadırgadım. Mealen “kuru dua yetmez fiilen de bir şeyler yapmak lazım” demişti. Benim yadırgadığım ”dua” için “kuru” demesiydi. Duanın kurusu yaşı olmaz çünkü. Muhtemelen Somali’de yaşanan kuraklıktan dolayı bu kuru kelimesi bilinçaltına yerleşti ya da aslında Sayın Başbakan  “kuru laf” demek istedi ki böyle bir kullanım dilimizde var. Elbette Sayın Başbakan’ın iyi niyetinden şüphemiz yok, bir sürç-i lisan diyelim buna. Ben sadece söz konusu  “dua” olduğu için bu kadar önemsedim bu dil sürçmesini. Çünkü dua başta Müslümanlar olmak üzere bütün inananlar için asla sıradan bir söz dizimi değil en önemli en etkili eylemlerden biridir.

Elbette Sayın Başbakan’ın dediği gibi Somali için yalnızca dua etmekle kalmayalım. Dualarımıza da imkânlarımız ölçüsünde diğer yardımlarımıza da devam edelim aç, susuz ve de hasta hiç kimse kalmayıncaya dek. Tabii ki hemen yanı başımızdaki ihtiyaç sahiplerini de unutmayarak. Hiçbir yardım boşa gitmez inşallah.

22 Ağustos 2011 Pazartesi / Yeni Şafak
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir