Ya milletin sabrı taşarsa…

TEODORA DONİ  Ya milletin sabrı taşarsa… 

TEODORA DONİ 
Ya milletin sabrı taşarsa… 
 

Aslında güzel bir bayram yazısı yazmayı düşünüyordum. Tam olarak ne yazacağıma karar vermemiştim ama okuyan herkesi ferahlatacak, en azından tebessüm ettirecek bir yazı olmasını çok arzu ediyordum. Gündemin içimizi karartan havası bizi çepeçevre kuşatmış olsa da…

Bu yazımın bayramın son gününe denk geleceğini bildiğim için o zamana kadar bu karamsar havadan kurutulup inşallah umut dolu güzel bir yazı yazarım diye düşünüyordum. Ama maalesef öyle olmadı, bu defa da hiç beklenmedik şekilde milyonlarca insanı üzen bir ”Danıştay kararı” çıktı hem de bayram arifesinde. Ardından bayram günü İsrail, Gazze’yi bombaladı.

Elbette, bu ülkede ve dünyada olup bitenlere karşı üç maymunu oynamak, görmüyorum, bilmiyorum, duymuyorum demek hiç bana göre değil. Annemin tavsiyesini de dinleyemem, yani başımızı belaya sokmamak için çiçekten, böcekten yazamam.  Aslında bu Danıştay kararı olmasaydı bile yeteri kadar sorun, yeteri kadar sebep vardı zaten bayramımızın zehir olması için.  Ancak yine de bu Danıştay kararının bayram arifesine denk gelmesi tam bir katmerli zülüm oldu bence.

Bütün sorunların dışında bir de her bayramda hele hele Kurban bayramlarında ortalığın tam bir can pazarına dönüşmesi var. Trafik kazaları bunca uyarıya rağmen hala aynı şekilde devam ediyor, yani içimizdeki trafik canavarını bir türlü durduramıyoruz. Kurban bayramlarında bir de insanların kurbanlık hayvanları kesecekken kendi kendilerini kesmeleri yok mu? Ardından bayramlarını hastane koridorlarında geçirmeleri… Gülünecek bir durum mu gerçekten bilemiyorum ama bu tür kazalarda yaralananlar her ne hikmetse hep sırıtıyorlar…

Abartmıyorum, bu kurban kazazedelerinin eli kolu kanlar içindeyken sırıtan görüntüleri her bayram medyada bolca yer alıyor. Komik olan ne kardeşim, niye sırıtıyorsun? Sanırım böyle sırıtarak kurban kesmedeki beceriksizliklerini sevimli göstermeye çalışıyorlar.

Neyse benim asıl merak ettiğim, Danıştay üyelerinin kararı bayram arifesine denk getirebildikleri için gizliden gizliye sırıtıp sırıtmadıkları. Çok güzel bir karar aldıklarından emin ve vatan, millet için güzel bir iş başarmanın rahatlığında olup olmadıkları. Bu rahatlıkla şimdi bilmem kaç yıldızlı yerlerde kendilerince bir bayram keyfi yaşayıp yaşamadıkları. Hatta bu keyfin üstüne bir de kurban kesip kesmedikleri…

Elbette gözümüz yok kimsenin bayram eğlencesinde, tatilinde ama bu çocuklardan ne istiyorlar. Hadi diyelim ki büyük bir kin besliyorlar İmam Hatip Liselerindeki çocuklara ve onların ailelerine, peki diğer meslek liselerinde okuyan çocuklardan ne istiyorlar. Tabii burada bir parantez açmak gerek çünkü nedense İmam Hatip Liseleri bir meslek lisesi gibi gösterilmiyor, sanki tamamen ayrı bir kategoriymiş gibi. Maalesef bunu yapan da yine en çok İmam Hatip Liseliler. Oysa birilerine kızarken kendimize kızmayı da unutmamamız gerek.

Hem Yükseköğretim Kurumu’nun katsayı kararının yürütmesini durduran Danıştay’a karşı tepki verebilecek kadar çok etkilenen sadece üç beş tane STK mı var bu koskoca ülkede. Bu konu ile ilgilenen başka insanlar, kuruluşlar yok mu? Bu ülkede meslek liseleri sadece İmam Hatip Liseleri mi, başka yok mu? Varsa ki var, Sağlık Meslek Liseleri, Endüstri Meslek Liseleri, İletişim Meslek Liseleri var. Onlar bu karardan hiç etkilenmiyor mu?

Evet, hep birlikte Danıştay’ın kararına kızalım, tepki verelim ama sadece İmam Hatip Lisesi öğrencileri için değil meslek liselerine giden bütün çocuklar için bunu yapalım. Zaten ses çıkaran, tepki veren sadece İmam Hatip Lisesiler olunca durum hep farklı anlaşılıyor, sanki bu katsayı meselesinden sadece bu İmam Hatip Lisesi öğrencileri etkileniyor. Oysa birçok farklı meslek lisesi var ve o meslek liselerinin öğrencileri de aynı şekilde mağdur oluyor.

Şimdi Danıştay, YÖK’ün katsayı farkını kaldıran kararı için “anayasal eşitlik kuralı ile çelişkili bir durum yaratılmıştır” diyor.  Nasıl yani.  Meslek lisesine giden çocuklar hem bir meslek öğreniyorlar hem de bir üniversiteye girebilme umuduyla normal derslere de büyük bir azimle çalışıyorlar, diye mi?

Üniversite sınavlarını kazanamasalar bile edindikleri meslekleri sayesinde hepsi olmasa da bir kısmı iş bulabiliyor ve böylece en azından bu çarpık sistemin dershane ücretlerini kendileri ödeyebiliyor, diye mi?

Oysa diğer liselere giden çocuklar sadece normal derslere giriyorlar ve bolca vakit buluyorlar dershaneye gitmek için ve özellikle Anadolu liseleri ile kolej öğrencilerinin çoğunun genellikle maddi sorunları da yok, diye mi?

Meslek lisesine giden çocuklar üniversite sınavlarını kazanamadığında bir yandan mesleğiyle ilgili bir iş bulup çalışırken diğer yandan bir sonraki sınava hazırlanıyorlar, yani bu ülkenin refahı için üretime katkıda bulunuyorlar ve aynı zamanda anne babanın sırtına da yük olmuyorlar, diye mi?

Peki diğer liselere giden çocuklar ne yapıyorlar bu sınavları kazanmayınca, büyük bir moral bozukluğuyla bir sonra ki sınava hazırlanmaya çalışıyorlar. Hem de bu maceranın kaç yıl süreceğini bilmeden bu çarpık sisteme çocuklar enerji, aileler de para harcamaya devam ediyorlar diye mi?

Evet, bir adaletsizlik var ama Danıştay’ın düşündüğü gibi değil. Eğitim sisteminin tümünde büyük bir adaletsizlik var daha da önemlisi baştan ayağa çok çarpık bir sistem var. Hayattan kopuk bir eğitim müfredatı ve bunun sayısal loto mantığıyla test edilmesi.

Üniversiteyi kazanmak için yarış atları gibi hazırlanan bütün çocuklar test çözme manyağı oldu. Ne dersiniz acaba Danıştay da söz konusu yürütmeyi durdurma kararıyla milletin sabrını mı test ediyor… Ya milletin sabrı taşarsa…

 30 Kasım 2009 Pazartesi / Yeni Şafak

Ya milletin sabrı taşarsa…

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir