Yepyeni bir Anayasa mümkün, yeter ki…

TEODONA DONİ  Yepyeni bir Anayasa mümkün, yeter ki… 

TEODONA DONİ 
Yepyeni bir Anayasa mümkün, yeter ki… 
 

Bugünlerde büyük bir şaşkınlık içindeyim. Ömrünün yarısını bu ülkede geçiren biri olarak büyük bir şaşkınlık içindeyim. Bugünlerde kendi kendime çok sık demeye başladım, bu ülkede şimdiye kadar yaşadıklarım yoksa bir rüyadan mı ibaret. Bu güzel ülkenin güzel insanlarını yanlış mı tanıdım diye düşünmeye başlayacak kadar büyük bir şaşkınlık içindeyim.

Çayı bile bardağa doldurup içmeden önce bir süre demlensin diye demlikte beklettiğimiz halde, hepimizin, özellikle de çocuklarımızın geleceğiyle ilgili konularda hiç beklemeden, sakin ve mantıklı düşünmeden keyfimize göre konuşuyoruz.

Sayın Baykal çıkıp “AK Parti'nin hazırladığı Anayasa değişikliği taslağının mevcut Anayasa'nın temel ilkelerine aykırı olduğunu” söylüyor.

Bunu nasıl bir mantıkla söylüyor. Yılların siyasetçisi olarak konuşmadan önce biraz düşünmesi gerekmez mi? Yoksa nasıl bir niyetle söylüyor, demeli miydim?

Mevcut Anayasanın bir darbe Anayasası olduğunu herkes gibi kendisi de çok iyi bilmiyor mu? Hem Anayasa değişikliği mevcut anayasaya uygun olacaksa buna değişiklik denmez ki. Kaldı ki söz konusu taslak mevcut Anayasanın sadece bazı maddelerinin değiştirilmesini öngörüyor. Anlaşılan o ki bir parça değişikliğe bile tahammülü yok Sayın Baykal’ın, ama neden.

Oysa olması gereken tamamen yepyeni bir anayasanın yapılması… Demek ki toplumsal uzlaşmanın tam olarak sağlandığı bütünüyle yepyeni sivil bir Anayasa taslağı gündeme gelse, Sayın Baykal hepten isyan edecek, ama neden.

Şu bir gerçek ki, aslında tümüyle yepyeni bir Anayasaya ihtiyaç var ve eninde sonunda bu güzel ülkenin güzel insanları bunu gerçekleştirecekler.

Ama bugün ama yarın. Elbette yarın derken bildiğimiz yarından değil gelecekten bahsediyorum, bu elli yıl sonra da olabilir ancak bir gün mutlaka olur diye düşünüyorum, en azından umut ediyorum.

Elli yıl derken, birkaç gün önce okuduğum çok ilginç bir haberi hatırladım. Haber yaklaşık elli yıl öncesine 1962 yılına ait, Son Havadis gazetesinden:

“Gelecek sene liselerdeki ”çeşitli olgunluk imtihanları sistemi” tatbik edilince “Üniversitelere giriş imtihanları kalkacak” lise tedrisatında değişiklik yapılacak.”

Evet, haber üniversiteye giriş sınavlarının kalkacağına dair ancak bu haberin üzerinden yaklaşık elli yıl geçmiş hala üniversiteye giriş sınavlarının kalktığı yok. Şimdi gülelim mi, ağlayalım mı?

Büyük bir şaşkınlık içindeyim ve giderek şaşkınlığım daha da artıyor. Son zamanlarda bazı gazete yazarları patlamaya hazır bir bomba gibi. Kim kime hakaret ediyor, niçin hakaret ediyor, anlamak zor.

İnanılır gibi değil, kıskançlık krizlerine giren gazeteci yazar eski eşler, memleket meselesiymiş gibi gazetedeki köşelerini bunun için kullanabiliyor. İnsanın gözü nasıl bu kadar kararabiliyor, neyi nerede yazdığını nasıl düşünemeyebiliyor. Hadi diyelim ki sinirine sahip çıkamadı ve yazdı,  ama bunu bir köşe yazısı olarak gazeteye nasıl gönderebildi, hem bir gazeteci yazar olarak insan araştırmaz mı kıskandığı kişi kim, ne yapar, ne eder. Demek ki insan, gözü kararınca tüm bunları atlayabiliyor.

Bitmedi, sadece bunlar değil. Bazı yazarlar kendilerinden hiç ummadığım bir şekilde kim olduklarını unutup tamamen kişisel kapris ve inatlarıyla dolu düşüncelerini internetteki paylaşım sitelerine yansıtıyorlar. Biri “inadım inat, siz Nevruz dedikçe ben Newroz diyeceğim” diyor. Bir başkası “Newroz diyenlere inat ben Nevruz diyeceğim” diyor. Bir iki harf yüzünden kıyamet koparılıyor.

Peki, soruyorum şimdi, bu ülkenin en temel sorunu nedir?  Nevruz diyenler- Newroz diyenler kamplaşması mı? Bazı köşe yazarlarının özel hayatlarını memleket meseleleriyle karıştırmaları mı? Sayın Baykal’ın bir türlü Başbakan olamaması mı? Yoksa hala hüküm süren darbe Anayasası mı? Yanlış hukuk yüzünden adaletin olmaması mı?

Elbette ki adaletin olmaması en temel sorundur. Çünkü adalet mülkün (toplumun, devletin, ülkenin) temelidir ve adalet hukukçular için değil hukukçular adalet için vardır. Adalet yoksa ne özgürlüğümüz vardır, ne can güvenliğimiz, ne de emeğin karşılığı. Adalet yoksa sadece zulüm vardır, sömürü vardır.

Umuyorum ki, tüm ilkeleriyle öncelikle toplumun, devletin, ülkenin adalet temelinde yükselmesini amaçlayan yepyeni bir Anayasanın yürürlüğe girdiği günleri milletçe en kısa zamanda görürüz inşallah. Bu mümkün. Yeter ki milletin vekilleri güçlüden değil haktan, adaletten, milletten yana olan böyle bir tavrı cesaretle ortaya koyabilsinler.

Yeter ki milletçe gönüllerimizdeki, vicdanlarımızdaki adalet duygusunu kaybetmeyelim, kardeşliğimizi unutmayalım.

 29 Mart 2010 Pazartesi / Yeni Şafak

Yepyeni bir Anayasa mümkün

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir